‘’ Dünyanın Hiçbir Ordusunda, Yüreği Seninkinden Daha Temiz ve
Daha Sağlam Bir Askere Rast Gelinmemiştir…’’
( M. Kemal Atatürk )
Dün akşam; ( 25. Ocak. 2010 ) ülkemin TV kanallarının tümü ana haber bültenlerinde o bir çift göze kilitlenmişlerdi! Tüm kameralar o bir çift gözün sahibinin söyledikleri cümlelerin kaydına ve o şimşek gibi çakan gözler ile uyumlu beden diline ve konuşmanın yapıldığı kürsüye, adeta ‘ balyoz ‘ gibi inen yumruklara odaklanmıştı!
Evet, devletimin GenelKurmay Başkanı konuşuyordu…
Ülkemizin aylardan beri gündemini meşgul eden darbeler senaryolarının üretildiği malum odaklara yanıt veriyordu Sayın İlker Başbuğ Paşa. Hiddetli ama bir o kadar da vakurlu ve kararlılıkla…
Türk Silahlı Kuvvetlerimizin emir ve komutasını devir aldığı günden bu yana hiç bu kadar kararlı ve hiddetli olduğuna tanıklık etmemiştik sanırım…
Ancak kendilerinin de ifade ettikleri gibi özellikle son yıllarda, T.S.K’ne karşı bilinçli ve maksatlı bir asimetrik psikolojik savaş yürütülmekteydi! Ordumuza yapılan bu haksızlıklar ve suçlayıcı ifadeler artık tahammül sınırlarını aşmış ve deyim yerindeyse lanetlenecek hale gelmişti.
Zaten Komutan da onu yaptı. Bu son senaryo ile üretilen ve akla hayale gelmeyecek iddiaları ortaya koyanları lanetledi.
Komutan bir şey daha yaptı! Günümüzün Türkiye’sinde darbe iddialarını duymaktan hicap duyduğunu ifade ederek, iktidarların seçim ile göreve gelip, yine seçim ile gideceklerinin altını bir kez daha çizdi. T.S.K olarak, darbe söylemlerinden duyulan rahatsızlığı ifade ederek; devletin yönetiminde olanlara da net mesajlar verdi. Günümüzde üretilen tüm darbe senaryolarına ve bu senaryolar üzerinden nemalanan kimi çevrelere bundan daha güzel, anlamlı ve net başka bir yanıt olabilir mi?
Ama beni en çok üzen ve etkileyen husus, son darbe senaryosunun içeriğindeki; Allah’ın evine, ‘’ALLAH, ALLAH ‘’ nidaları ile savaş meydanlarını düşmanına dar edenleri, yani Mehmetçiklerimizi bu ulvi duygular ile yetiştirenlerin bombalatacağı emrini vereceklerdi ifadeleri idi!
Böyle bir hezeyan şeytanın bile aklına gelemezdi! Bunu söyleyebilmek, böyle bir hezeyanı; Ordumuzun komutanlarına yakıştırabilmek, gaflet ve delalet değil de neydi?
Komutanımızın o yüreğinden kopup gelen isyanını, gözyaşlarım içerisin de dinler ve o çakmak, çakmak olmuş gözlerini izlerken, ben de o ‘lanetliyorum’ kelimesine, tüm benliğimle katıldım…
Yiğitçe haykırışına karışan yumruk sesleri, savaş meydanlarındaki Komutan ve Mehmetçiklerinin gönül birlikteliğinin kalp seslerinin ta kendisiydi adeta…
Bir an; hayatımın 32 yılını verdiğim çocukluğumu, gençliğimi velhasıl en verimli yıllarımı çatısı altında geçirmekten gurur duyduğum silahlı kuvvetlerimizdeki onur yıllarımı anımsadım.
Genel Kurmay Başkanımızın, biz Mehmetçiklerimizi düşmana karşı hücuma; ‘’ALLAH, ALLAH ‘’ sesleri ile göndeririz. Böyle eğitiriz sözlerini dinlerken, ordu da görev yaptığım yıllarda, emir ve komutam altında ki Mehmetçiklerimizle birlikte, Türk insanının inanç ulviyetini ve iman bütünlüğünü ifade eden o kelimeleri; eğitim alanlarında, tatbikatlarda canı yürekten nasıl haykırdığımız geldi aklıma. O günlerin heyecanlı görüntüleri canlandı hafızamda…
Ve bana böyle onurlu bir vazife nasip ettiği için Allah’ıma daima şükrettiğim, 20.Temmuz.1974 Kıbrıs Muharebelerinde yaşadıklarım geldi gözlerimin önüne…
‘’ Siz hiç Kıbrıs Muharebelerinden birkaç saat önce ‘’ALLAH’INA’’ el açıp yalvaran ve bize Şehitliği nasip et diyen Mehmetçikleri ve onların Komutanlarını gör dünüz mü? Tanıdınız mı? Tanıklık ettiniz mi?
Ben gördüm, tanıdım ve tanıklık ettim…
Siz hiç o gencecik evlatların, o koç yiğitlerin er meydanında; üzerlerine yağan yağmur gibi mermilere rağmen, korkusuzca düşmanının üzerine süngü takıp gittiğini gördünüz mü? Beşparmak dağlarında gavurla
Gırtlak, Gırtlağa gelmeden önce ‘’ALLAH, ALLAH’’ diyerek dağı, taşı inlettiğini dinlediniz mi?
Ben gördüm ve dinledim…
Siz hiç Mehmetçiğin ve onun Komutanının vatan ve vazife uğruna seve, seve ölüme koşarken birbirlerinin kucağında Şahadetine tanıklık ettiniz mi? Son nefeslerinde ‘’Yüce ALLAH’IN ‘’ adını işitiniz mi?
Ben tanıklık ettim ve işittim…
Siz hiç Kıbrıs ovalarında ve dağlarında günlerce aç ve susuz kalan ama iman gücü ve ‘’ALLAH’INA’’ olan sarsılmaz inancı ile düşmanın karşısında dimdik kalabilen, gerektiğinde matarasında ki son su damlasını, ekmek torbasında ki son peksimet parçasını esir aldığı düşman askeri ile o da insandır diye paylaşan Mehmetçiği tanıdınız mı? Böyle bir askere emir ve komuta ettiğiniz için gururlandınız mı?
Ben tanıdım, emir ve komuta ettiğim için gururlandım…
Siz hiç Kıbrıs’ta esirlerin arasında bulunan hamile bir Rum annesi için su; sütü gelmediği için bebeğini emziremeyen bir Rum annesi için de süt bulun emrini veren ve hem de bunu askerlerine, ALLAH RIZASI için yapmaları gerektiğini söyleyen bir Komutan tanıdınız mı?
Ben tanıdım…’’
Ve şimdi bu satırlardan soruyorum?
Be hey kafadan bacaklı, gözlüklerinin ardına sakladığı sinsi bakışları ve beyninin içerisinde ürettiğin türlü, türlü zehri; her gün yazılara döken adam!
Sen, yukarıda anlattığım gerçekleri ama sadece gerçekleri gördün mü? Tanıklık ettin mi? Yaşadın mı?
‘’ALLAH, ALLAH’’ seslerini şanlı tarihimiz boyunca düşmanına ezberleten ve yüreklerine korku salan Mehmetçiklerimiz ve onun Komutanları, böylesine iman bütünlüğü içerisinde olan insanlarımız; ALLAHIN evini nasıl bombalatır ve bombalar? Bu nasıl bir hezeyan?
Her gün yazdığın o malum yazılarınla sen ne yapmak istiyorsun?
Sen nesin? Sen neyin nesisin? Sen kimsin?
Sesini duyar gibiyim! Bana kim olduğumu soruyorsan eğer?
Ben Mehmetçiğe, askerlik hayatım boyunca ‘’ ALLAH, ALLAH ‘’ sesleri ile savaş eğitimi veren, bu ulvi nidaları Kıbrıs Muharebelerinde onlarla birlikte haykıran. Türk Milletinin bu iman gücüne, Vatan, Vazife, Bayrak, Komutan ve Ordu sevgisine tanıklık eden ve Milletimin bu değişmez nitelikleri ile onur ve gurur duyan bir KIBRIS GAZİSİYİM…
Sen kimsin?
Beyninin her hücresinden zehirli senaryolar saçan adam?
Atilla ÇİLİNGİR
26.Ocak.2010