Taban Puan

Taban Puan

2011 Fen&Anadolu&Anadolu Öğretmen&Sosyal Bilimler&Güzel Sanatlar&Meslek Liseleri
Taban Puanları Müsvette Farkıyla Siz Değerli Okurlarımıza Sunuluyor.Ekteki Dosyada
Bütün Liselerin İl İl Alfabetik Olarak Taban Puanları Sıralanmıştır.
2011_tavan_taban_PUAN <---- (TIKLA İNDİR)

Malûm meseldir.

Nasreddin Hoca’yı göle maya çalarken gören ahâli “yâhu, ne yapıyorsun” diye sorar.

Hoca1

Hoca da “yoğurt yapmak maya çalıyorum” der.

Ahâli “Hoca, hiç koca göle maya çalınca tutar mı” diye istihza eyleyince, o da muzipçe gülümseyerek cevap verir:

“Ya tutarsa”!

Hoca2

***

Hayata hür, bağımsız, lâik ama inançlara saygılı bir ülkenin ve büyük bir milletin çocuğu olarak gözümü açtım. Çok çalıştım çok ve sonunda profesör oldum.

Sandım ki maya tutmuş…

Bu arada o kadar çok şeyi ıskaladım ki, tutanın maya değil, olsa olsa Maya Medeniyeti’ne (MÖ 600-MS 900, yâni neredeyse iki milenyum, dile kolay) revâ görülen fenâlık olduğunu fark ettim. Onların canına İspanyollar okumuştu, bizimkinin ise Amerikalılar okuyor (zâten birbirlerinin devamı bunlar).

Mayalar

Yazının devamını oku »

Aradan yıllar geçti, Türkiye çok değişti!

1950’lerde başlayan karşı devrim sürecinde Cumhuriyet ve o cumhuriyetin kurucusu Atatürk yok edilmek istendi.

12 Eylül’den sonra Atatürk Cumhuriyetini değiştirmek için olağanüstü bir dönüşüm başlatıldı.Cumhuriyetin Polisi Cumhuriyetin eğitim sistemi, Cumhuriyetin yargısı, Cumhuriyetin ordusu yavaş yavaş dönüştürüldü.

Bütün bu dönüşüme inat, her hafta milyonların kalbini çarptıran Fenerbahçe, aynı kaldı: Hala o Dereağzı’nda Anadolu’ya silah kaçıran, hala o İngiliz-Fransız takımlarını Taksim Stadı’nda yenen, hala o Atatürk’ün ziyaret ettiği ve şeref defterini imzaladığı FB olarak varlığını sürdürdü…

Türkiye’de nice kurumlar “Atatürk”ün adını bile anmaktan korkarken Fenerbahçe, tribünlerinde, şanlı tarihine yakışır bir şekilde, hep o “ATAM İZİNDEYİZ” pankartı asıldı.

2006 yılında UEFA kupasında FB bir İspanyol takımıyla eşleşince İspanyol basını, “ATATÜRK’ÜN TAKIMIYLA OYNAYACAĞIZ” diye manşet attı.

2008 yılında FB Şampiyonlar Ligi’nde Sevilla ile oynarken Şükrü Saraçoğlu Stadı’nda “MUSTAFA KEMAL’İN ASKERLERİYİZ” afişi açıldı.

Ve dönüştürülen Türkiye’de birileri “direnen” FB’den fena halde rahatsız oldu.

29 Mart 2009 Pazar günlü Taraf gazetesi şöyle bir manşetle çıktı:

“Ergenekon Fenerbahçe’de…”

Haberde;

“Ergenekon Fener-Sevilla maçında Şükrü Saraçoğlu stadına Mustafa Kemal’in askerleriyiz afişi astırmış.” denildi.

Türkiye’nin “dönüştürülme sürecinde” Atatürkçü ve Cumhuriyetçi olan herkese yapıştırılan “Ergenekoncululuk” damgası bu seferde Fenerbahçe’ye yapıştırılmıştı.

FB’yi Silivri’ye tıkmak çok kolaydı!

Nasıl olsa bu ülkede paçalarından fanatizmi akan bir futbol dünyası, olayları irdelemeden üzerine atlayan bir basın ve dizilerle beyni sulandırılmış bir halk, bu operasyona kolayca inanacaktı…

***

Diyelim ki FB’li bazı yöneticiler gerçekten de suçlu!

Diyelim ki FB’nin şampiyonluğu elinden alındı!

Diyelim ki FB ikinci lige düşürüldü!

Ne değişir?

“Çamura düşmekle altın değerinden ne kaybeder!”

FB, ne Aziz Yıldırım’dır, ne Şekip Mosturoğlu’dur, ne Emenike’dir ne de başka biridir! Hiçbir şahıs FB’yi bağlamaz! Çünkü FB Türkiye’dir, Türkiye FB’dir: FB’nin yaşadıklarını Türkiye, Türkiye’nin yaşadıklarını FB yaşar!

Bir FB’li olarak inadına ve gururla, Şükrü Saraçoğlu’ndaki o pankartı okuyorum:

“Atam izindeyiz!”

Geçtiğimiz günlerde CHP Genel Başkan Yardımcısı Gürsel Tekin, “parti içi muhaliflerin” açıklamalarıyla ilgili olarak, “Gerekirse disiplin işleyecek” uyarısı yapmıştı.

Ardından, bir diğer Genel Başkan Yardımcısı Volkan Canalioğlu, Gürsel Tekin’in açıklamalarını destekler bir şekilde “Tabii
ki gerekirse gidilebilir. Çünkü bu partinin bir tüzüğü var. Disiplin yönetmeliği var. Bunlar doğrultusunda yanlışı kim yapıyorsa; partisini küçültüyorsa elbette ki disiplin kurulları çalışır. Burası CHP’dir. CHP 87 yıllık köklü bir partidir, kimse koltuk peşinde olmasın” dedi.

CHP İzmir İl Başkanı Tacettin Bayır ise “…Bizim kurultay delegelerimiz özgür iradeleriyle konuşur. Diğer partilerde olduğu gibi biat kültürü, konuşma yasağı yok. Ama bunun bir kuralı var. Partiyi kamuoyu önünde hırpalamadan belli bir disipline uyarak bunu yapmalıyız. Eğer siz belli bir disiplinin dışına çıkarak, bu kurultayın toplanmasını farklı noktalara götürüp, geçmişin hesabını sormaya yönelik hesaplar içinde olursanız, bunu da kalkar kamuoyunda ballandırarak anlatırsanız, CHP’yi başarısızlıkla itham ederseniz, bu partinin üst düzey disiplin kurulu senin ne milletvekilliğine, ne eski milletvekilliğine, ne de eski il başkanlığına bakmaz ve gerekeni yapar. Bunu yaptırmamak için arkadaşların konuşmalarına dikkat etmesi gerekiyor”şeklinde bir açıklama yaptı.

* * *
Değerli okurlarım, yukarıdaki açıklamaları yapanlar gibi partinin üst düzey yöneticisi olan kimi kişiler seçime beş kala bakın neler söylemişlerdi:
CHP Genel Başkan Yardımcısı Sena Kaleli, “cemaatleri yok saymak sivil toplum anlayışına uygun değildir” demişti.
CHP Parti Meclisi Üyesi Bülent Kuşoğlu, “tekke ve zaviyeler yeniden açılmalı. ‘Bunlar irtica yuvaları!’. Yok öyle bir şey. Tam tersine kültür yuvaları. Tekke ve zaviyeler birer üretim yeridir. Bunun çok iyi anlaşılması lazım. Oralarda insan yetiştirilirdi, oralar eğitim ve kültür kurumlarıydı. Onun için de bu tür kurumlara ihtiyaç var. Bu kurumların yeniden kurulması için gerekli hazırlıkların yapılması gerekir” demişti.
Parti Meclisi Üyesi ilahiyatçı Dr. Muhammet Çakmak, “Fethullah Hoca Türkiye’de bir fenomendir, kimsenin görmezden gelemeyeceği bilge bir adamdır. Fethullah Hoca’yı saygıyla selamlıyorum” demişti. CHP’nin tarikatları sahipleneceğini şu sözlerle “müjdelemişti”: “Tarikatlara ve cemaatlere yönelik bir ayrım yapmayacağız. Topluma bütün olarak bakacağız…”
CHP parti meclisi üyesi olan Binnaz Toprak, “Heybeliada Ruhban okulu açılmalı, Ekümenlik tanınmalı, iki dile sıcak bakıyorum, AKP ekonomiyi iyi yönetti, gelir ve zenginlik arttı” demişti.
CHP Genel Başkan Yardımcısı Gürsel Tekin, Meclis’e başörtülü bir adayın girmesi durumunda Merve Kavakçı’ya yapılanı yapmayacaklarını söyleyerek, “AKP bu şansını deneyebilir, biz de zorluk çıkarmayız” demişti.
CHP Konya milletvekili adayı Durmuş Ali Karamut, hangi partide siyaset yaptığını unutmuş olacak ki Konyalı seçmenlere yönelik olarak “Sizden rica ediyorum. Lütfen her biriniz bir mum olarak, Sayın Davutoğlu’nun (Dışişleri Bakanı) ateşini sürekli yanar halde tutun ki dış politikada Türkiye zaafa uğramasın” demişti.
ANAP kökenli CHP İstanbul Milletvekili adayı Aydın Ayaydın ise MHP’nin kaset skandalıyla ilgili açıklamalarını eleştirmişti. Ayaydın, “Bu tür olayların içine Fethullah Gülen Hoca’nın karıştırılması yanlıştır. Gülen Hareketi’nin varlığı sadece Türkiye’de değil, yurtdışında da bilinen bir gerçektir” demişti.

İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Kocaoğlu, “Senin adın Mehmet Ali Susam ise benim de adım Aziz Kocaoğlu… Terbiyesiz adam… 7 senedir nerdeydin? Biz de iyilik yapıp sizle toplantı yapıyoruz. Bizde kabahat. Sen benden hesap soramazsın, senin ne mal olduğunu hepimiz biliyoruz. Sen kimsin ki benden hesap sormaya kalkıyorsun. Partiyi ve İzmir’i ne hale getirdiğiniz ortada. Hakkındaki dosyalarını biliyoruz. İkimizin hakkında da dosyalar varsa bunların ne olduğunu ortaya koyalım” demişti.

* * *

İşte söylenen sözlerin bazıları bunlar.
Bu koşullar altında yukarıda izah etmeye çalıştığım yönetim kademesindeki kişilerin işledikleri disiplin suçlarını kim dile getirecek, bu kişileri kim disipline sevk edecek, kim gereğini yapacak?
Daha ileriye gidelim. CHP’yle kavgası olanları ve CHP’yi dönüştürmek isteyenleri paraşütle partinin yönetim kademesine taşıyanlara karşı kim önlem alacak?
Bugün, CHP’nin değerlerini savunanların üzerine disiplin korkusu salınıyor. Bu korkuyu salarak asıl disiplin suçu işleyenlere karşı kim önlem alacak?
Sıkıştığınız zaman, Atatürk’ün arkasına sığınarak 87 yıllık köklü bir partiyiz diyorsunuz.
Ardından Atatürk’ün kurduğu CHP’yi ve CHP’nin yaptığı devrimleri işlevsizleştirecek yeni söylemlerle YCHP’yi dilinizden düşürmüyorsunuz.
Sahi şu sizin YCHP’nin ideolojisi nedir? Önce bir onu açıklayın da öğrenelim…
Acaba YCHP’nin ideolojisi ve ilkeleri yukarıda anlatılan Genel Başkan Yardımcıları’nın ve PM üyelerinin sözleri ile mi şekillenecek?…
Parti içi eğitimde, altı oklu CHP bayrağının altında Atatürk’ün bağımsızlık anlayışı, millet düşüncesi, laiklik uygulaması çağ dışı mı ilan edilecek?
Böyle bir durumda CHP’nin AKP’den ve BDP’den ne farkı kalacak?

Sayın Muharrem İnce’ye hak veriyoruz.İçimizdeki İrlandalılar temizlenmelidir.

 

             Not düşülsün, kayıt edilsin… Cihan imzalı üstte gördüğünüz haber, Zaman, Sabah, Kanal 7′nin yeni Sivas sürprizi. Madımak Katliamıyla ilgili olarak her sene yeni bir cilveyle karşımıza çıkan gül kokulu yayın bu kez yine yapacağını yaptı. Kırmızıyla altı çizili ilk cümleyi okumak bile yeter de artar sanıyorum…


Yeşil maviye karışmış, mavi beyaza, beyaz bana ben sana

Öylesine iç içe ki her şey

Öylesine bedenlerimiz kaynaşmış ki

..

Gözlerimizin bala çalan kahvesi karışıp renk cümbüşü yarattı

Gökyüzü böylesine derinden ilk çarpışma ilk cümbüşü hissediyordu

Bugün Ankara semaları bir başka coşkuluydu

Dile gerek yoktu bugün

Hani derlerdi ya aşk kör eder gözleri diye

O gün işte gözler dünyaya dilim gibi davrandı

Gözlerimle konuştu her bir şeyle

O bir çift kahve göz yetti dünyamızı ışıltmaya

..

Zaman geçiyor..

Öyle konuşmuş ki gözlerimiz

Yorgun düştüğünü hissettirdi

Siyah maviye karıştı

Beyaz rengini korudu siyah gecede

Uzaktaki ah o yıldızlar

Nasıl da ışık çemberi

Nasıl da aydınlatıyor

Sema KAHVECİ(kahvecisema@gmail.com)

Ve cellat uyandı yatağından bir gece
Tanrım dedi bu ne zor bilmece
Öldükçe çoğalıyor adamlar
Ben tükenmekteyim öldürdükçe
Ataol Behramoğlu
“Başbakan Erdoğan söyledi…”
“CHP Genel Başkanı Kılıçdaroğlu iddia etti…”
Biri söylüyor, öteki iddia ediyor… Yani ikincisi doğruyu söylemiyor, görüşünü belirtiyor yalnızca… “Türkiye kötü yönetiliyor” diye bir iddiada bulunuyor mesela, yerseniz.
Öteki, yani birinci “Bu ülkeyi darbe anayasasından kurtardığını” söylüyor, iddia etmiyor.

Son birkaç gündür Habertürk kanalının haber yaklaşımı böyle.
Dün sabah YAŞ kararları ile ilgili olarak iki bağımsız görüşe yer vereceğini söyledi spiker, biri Okay Gönensin, öteki Metin Işık…
İkisi de “tarafsız” gözlemci olarak orduya veryansın ettiler.
Bugün Radikal gazetesinden Avni Özgürel ve bir güvenlik uzmanı Mete Yarar.
Saat 15.50 itibarıyla Mehmet Altan.
Üçü birden aynı şeyi söylüyor: Bir orgeneral gider, yerine bir başka orgeneral gelir.
Atilla Işık’ın emekliliği istemesiyle ilgili yorumlar bunlar…

Franko döneminde İspanya’nın resmi radyosunda sürekli Franko’nun erdemleri anlatılırdı.
Başka bir haberin girmesine, konuların tartışılmasına izin verilmezdi. Karşıt görüşe zaten izin verilmediği için, haberler önce paket olarak hazırlanır, ardından yayına konurdu.
Buna da özgür basın denirdi.
İspanya kırk yıl bu lokmayı istemeden de olsa yuttu.
Bizde resmi kanal TRT bunu yapıyor zaten ve alıştık izlemiyoruz. Peki nereden haber alacağız? BBC askeri şura kararlarını verse, orayı açıp izleyeceğiz, dinleyeceğiz, ama vermiyor.
YAŞ kararlarında yaşananın bir kriz olmadığı, her şeyin “başkomutan” tarafından normal olduğunu açıklıyorlar da, Genel Kurmay Başkanı olması beklenen Işık Koşaner ile birlikte üç generalin toplantıyı niye terk ettiğini, neden Ankara’nın müthiş bir görüşme trafiği içinde olduğunu anlatan yok.
Zaman gazetesinin muhabirine bağlanıyor Habertürk ve son gelişmelerle ilgili görüşlerini soruyor bir köşe yazarına.
Askeri vesayetin kalktığına ilişkin hükümetin cesur bir müdahalesi olarak heyecanla anlatıyor görüşü istenen yazar.
Bu dönemi yaşayan gençler bilmezler 12 Mart, 12 Eylül’de neler yaşandığını… Asker deyince, bir liraya saç traşı olan, lojmanlarda oturan, altında Oyak destekli araba bulunan, kendisini toplumdan soyutlamış orduevleri, plajları, kamplarıyla yaşayan kesim olarak vesayetten sözediliyor.
Elbette bunlar eleştiri konusudur ve iğneler batırılmalıdır.
Ama YÖK’ü yerden yere vuran bu ülkenin aydınları, 12 Eylül’ün garabeti olan üniversite sistemini bile koltuğu altına alan ve susturan bir sistemkarşısında, biz kendisini aydın gören bir avuç insan, YÖK’ü savunmaya kalkışmadık mı… Erdoğan Teziç’in sesine kulak verip, ardında durmadık mı?
Şimdi YÖK gibi, TSK da renk değiştiriyor ve sadece uzaktan seyretmekle ve bazı soruları sormakla bu günleri geçiştiriyoruz.
12 Eylül referandumu ile birlikte yargı da elden çıkacak olursa, bu ülke layık olduğu biçimde yönetilecektir.
Kimse dönüp de Diyarbakır’dan yükselen sese “hadi oradan” demeye kalkmasın artık.
Kimse Marks’ın dillendirdiği “kendi kaderini tayin etme” hakkının arkasına da sığınmasın.
Bu ülke, Kürtlere, Amerikalıların siyah ırka yaptığını yapmamıştır.
Kendi kaderlerini tayin hakkı ise hiç yoktur. Memleketin doksan yıldır tek sahibi olarak şimdi toprak ve bayrak talebinde bulunuyorlarsa eğer, bu istekleri bununla kalmayacaktır.
İskenderun yoluyla denize inmeyi de isteyeceklerdir, Ermenistan ile işbirliği yapıp Ağrı dağını paylaşacaklardır, Karadeniz’e kamp kurmayı isteyeceklerdir.
Mustafa Kemal’in askerleri bu ülkenin yarısına sahipse ve kendine ayrıcalıklı bir konum yarattıysa bugüne kadar, bunu şimdi Barzani’nin askerleri yapacaktır. Sana, bana bir şey düşmez…
Bütün bunlara seyirci kalmamıza neden olan da “parasal” güçtür. Bizleri azınlık yapan, sesimizi kısan ve konuşmamızı engelleyen.
Daha önce “ne olur ne olmaz,” mantığıyla kısmen de olsa habercilik ilkesine uyan Habertürk gibi siteler, artık tamamen taraflarını belirlemiş veseslerini yükseltmeye başlamıştır.
102 asker için yakalama emri çıktığında mesaj verilmişti…
Yine uslanmayanlar olduğu görülünce, “internet andıcı” ileri sürülerek 19 yakalama emri daha çıkarıldı…
Eh, Osman Baydemir oradan bayrak tartışması açmışken, sen bayrağını korumaya kalkan subayları “yakalıyorsan” eğer, yapacak ne kaldı ki?
Askerlerin yerini işgalcilere, bu ülkenin sahibi olmayanlara bırakıyorsun ey halkım, farkında mısın?
Kimse bu ülkede azınlık olmadı, ama sen ben azınlık olacağız…
Az sonra…

“ODA TV”

TRT Evrimini Tamamladı

Posted: 19 Temmuz 2010 in Evrim Teorisi

Evrimi bitiren balıkmış; Peh! Siz bitmişsiniz de haberiniz yok!
TRT evrimini tamamladı

Türkiye’de bilime saldırı giderek şiddetlenmekte ve bilimi dışlayan anlayış her kuruma tepeden yayılmaya çalışılmaktadır. Bir toplumda akılcılığı yok etmek itaatkâr insanları yaratmanın en kolay yoludur ve çark döndürülmeye devam etmektedir.

Bilim insanları olarak TRT‘de geçtiğimiz günlerde yayınlanan “Darwin’i bitiren balık” başlığı ile yayınlanan “evrim” haberinde yalandan ve çarpıtmadan başka hiçbir şey göremedik.

Halkı bilgilendirmekle yükümlü kamu kuruluşu TRT, Harun Yahya denen zat’ın cümlelerini aynen tekrarlamakta, bir Harun Yahya klasiğini “haber” diye vermektedir. TRT Harun Yahya’nın bilimsel verileri asıl kaynaklarına saygı duymadan, istediği gibi kesip biçip servis etmek için hazırladığı görüntüleri kullanmaktadır. Bu konuda bir bilim insanına veya bir bilimsel kurula danışma gereği duyulmamıştır ve hala da duyulmamaktadır.

“Haber” içeriğinde geçen Coelacanth türü balık ne ilk kez görülmüştür ne de bilim çevrelerinde tek geçiş hattı olarak tarif edilmektedir. Coelacanth bilim dünyasını şaşırtmıştır ama sadece bu kadardır. Coelacanth 1938 yılında, soyu tükendiği zannedilirken keşfedilmiştir. Bugün yeni olan yalnızca derin sularda yaşayan balığın ilk kez filme alınmasıdır.

Coelacanth balığının ve benzer diğer canlıların, güçlü bir seçilim baskısına maruz kalmadıklarında fazla değişim göstermemeleri esas olarak evrim kuramını desteklemektedir. Bu tür bitki örnekleri de yaygındır. Yine de moleküler düzeyde değişim kesindir. Ayrıca bir bilimsel kuram defalarca söylendiği gibi asla bir inanış değildir.

Ülkenin eğitimine katkıda bulunması beklenen bir kamu kurulşunun böyle mesnetsiz bilime saldırı haberlerini yayınlaması çok üzücüdür ve toplumun zararınadır. Bilim toplumları geleceğe taşır. Evrimi bilmeden, bilime saygı duymadan haber yapmak cehalettir.

TRT bu haberi hemen tekzip etmeli ve bilim insanlarına cevap verme hakkı tanımalıdır.

TRT Harun Yahya’nın saçmalıklarını haber yapma peşinde koşmak yerine, kamu adına parasının kaynağını araştırmalıdır.

Anında Görüntü Şov!!!

Küçük Sırlar Dizisi’nin Mükemmel Müziği Teoman&Atiye Kal Melodisi İlk Müsvette’de

İndir Küçük Sırlar Dizisi Müziği

Osmanlı İmparatorluğu’nun son döneminde gerçekleşen en büyük felaketlerden birisi, ’93 Harbi’dir. Bu savaş, Osmanlı İmparatorluğu’na toprak ve itibar kaybettirdiği gibi, yeni filizlenmeye başlayan Meşrutiyet’in de sonunu getirmiş ve İmparatorluğu, büyük bir göç dalgası ile karşı karşıya bırakmıştır. Bu yazımızda, 93 Harbi’ni tartışmaya çalıştık.

1. Bu savaşa neden ’93 Harbi’ denildi?

2. 93 Harbi’nin nedenleri nelerdi?

3. 93 Harbi’nde hangi cephelerde savaşıldı?

4. Plevne Müdaafası’nın 93 Harbi’ndeki yeri nedir?

5. 93 Harbi’nde büyük devletlerin tutumu nedir?

6. Osmanlı, savaşı niçin kaybetti?

7. 93 Harbi’nin sonundaki göç, nasıl oldu?

8. Meclis-i Mebusan niçin kapatıldı?

9. 93 Harbi sonunda hangi antlaşmalar imzalandı?

10. 93 Harbi’nin etkileri neydi?

DEVAMI İÇİN TIKLAYINIZ. (POPÜLER TARİH)

Sokollu, 16. Yüzyıl’ın bu kudretli sadrazamı dünyayı avuçlarında tutan adamdı. İmparatorluğun en haşmetli dönemine damgasını vurdu. Adı, kendi dönemindeki padişahları gölgeledi. Bazı tarihçiler onun büyük bir devlet adamı olduğunu vurgularken, bazıları da abartıldığını, aslında onun ‘bir hain’ olduğunu iddia etti.

1.  Sokollu hangi kökene dayanır?

2.  Yükselişi nasıl başladı?

3.  Kanuni’nin ölümünü nasıl gizledi?

4.  İnebahtı Bozgunu’nun altından nasıl kalktı?

5.  Lehistan krallarının seçilmesindeki rolü nedir?

6.  Sokollu Osmanlı’ya ihanet etti mi?

7.  Sırp Kilisesi’ni nasıl yeniden canlandırdı?

8.  III. Murad ile Sokollu’nun arası neden açıldı?

9.  Sokollu nasıl öldürüldü?

10. Sokollu’nun Osmanlı tarihindeki yeri nedir?

DEVAMI İÇİN TIKLAYINIZ. (POPÜLER TARİH)

25 Nisan 1512′de Yavuz Sultan Selim, babasını devirerek tahtı ele geçirir. Böylesine bir taht değişikliği, Osmanlı tarihinde ilk ve son kez yaşanmaktadır. Ancak bu dönem daha birçok “ilk”e sahne olacak ve Yavuz, Avrupa’nın en güçlü imparatorluğunu Kanuni’ye hazırlayacaktır.

1 – Yavuz tahta nasıl çıktı?

2 – Yavuz neden kardeşlerinin üzerine yürüdü?

3 – İran Seferi neden yapıldı?

4 – Anadolu’da Türkmen katliamı oldu mu?

5 – Mısır ve Suriye nasıl fethedildi?

6 – Dulkadirli Beyliği’nin önemi nedir?

7 – Yavuz Halifeliği devraldı mı?

8 – Yavuz’un hangi sadrazamı sağ kaldı?

9 – Yavuz Sultan Selim nasıl öldü?

10 – Kanuni’ye nasıl bir miras bıraktı?

Devamı İçin Tıklayınız(Popüler Tarih)

Türklerin Anadolu’ya gelişi denilince, ilk akla gelen, hep Malazgirt Savaşı’dır…

Oysa bu büyük zafer, Türklerin Anadolu’yu fethiyle ilgili diğer olayları,

önemli ayrıntıları unutturmaktadır. Bu yazımızda, Türklerin Anadolu’ya gelişleri ve fetihleriyle ilgili konuları tartışma

yoluna gittik.

1. Türkler neden Orta Asya’dan ayrıldılar?

2. Niçin Anadolu’ya geldiler?

3. Türkler geldiğinde Anadolu’da kimler vardı?

4. Anadolu’ya ilk olarak ne zaman geldiler?

5. Malazgirt’ten önce kazanılan savaş hangisidir?

6. Anadolu nasıl fethedildi?

7. Anadolu’ya ne kadar Türk geldi?

8. Anadolu’ya yalnızca göçebe Türkler mi geldi?

9. Anadolu, ne zaman Türkiye oldu?

10. Anadolu Selçuklu devleti ne zaman kuruldu?

Devamı İçin Tıklayın

Osmanlı İmparatorluğu’nun ‘efsanevi’ askerleri olarak yeniçeriler, ilginç bir tarihi serüvenin tanıklarıdır. Savaşlardaki başarıları, isyanları ve en sonunda, ortadan kaldırılışlarıyla hep akıllarda yer etmişler, hep tartışmalara konu olmuşlardır.

1. Yeniçeri Ocağı ne zaman kuruldu?

2. Devşirme sistemi nasıl işliyordu?

3. Devşirme sisteminin etkisi ne olmuştur?

4. İlk yeniçeri isyanı ne zaman oldu?

5. Yeniçeri Ocağı nasıl bozuldu?

6. Yeniçeri Ocağı niçin ortadan kaldırıldı?

7. Yeniçeri Ocağı nasıl ortadan kaldırıldı?

8. Yeniçeriliğin kaldırılmasının etkileri ne idi?

9. Yeniçerilerin Bektaşilikle ilgisi nedir?

10. Yeniçerilerin imparatorluğa katkısı ne idi?

DEVAMI İÇİN TIKLAYINIZ. (POPÜLER TARİH)

Popüler Tarih&Müsvette işbirliği ile tarih yazılarımız hız kazanıyor.

Yazılarımızın ilki 10 Soruda Yeniçeriler.

Osmanlı İmparatorluğu’nun ‘efsanevi’ askerleri olarak yeniçeriler, ilginç bir tarihi serüvenin tanıklarıdır. Savaşlardaki başarıları, isyanları ve en sonunda, ortadan kaldırılışlarıyla hep akıllarda yer etmişler, hep tartışmalara konu olmuşlardır.

1. Yeniçeri Ocağı ne zaman kuruldu?

2. Devşirme sistemi nasıl işliyordu?

3. Devşirme sisteminin etkisi ne olmuştur?

4. İlk yeniçeri isyanı ne zaman oldu?

5. Yeniçeri Ocağı nasıl bozuldu?

6. Yeniçeri Ocağı niçin ortadan kaldırıldı?

7. Yeniçeri Ocağı nasıl ortadan kaldırıldı?

8. Yeniçeriliğin kaldırılmasının etkileri ne idi?

9. Yeniçerilerin Bektaşilikle ilgisi nedir?

10. Yeniçerilerin imparatorluğa katkısı ne idi?

Tüylü mamut fosilinden kan hücreleri alıp kopyalayan bilimciler, kandaki hemoglobinlerin çok düşük sıcaklıklarda bile oksijen taşıyabildiğini keşfetti.

Bilimciler, onbinlerce yıllık donmuş mamut vücutlarından elde ettikleri DNA ile, modern fillerin akrabası bu dev hayvanların kanlarındaki bir proteini yeniden üretmeyi başardılar.

Uygulanan teknik, milyonlarca yıllık bir amberin içinde korunmuş bir sivrisineğin emmiş olduğu kandan dinozorların yeniden yaratılmasını konu edinen ünlü Jurassic Park filmini akla getirse de, bilimciler milyonlarca yıllık fosillerden sağlam DNA elde etmenin güçlüğüne işaret ederek dinozorları geri getirmenin şimdilik söz konusu olmadığını belirtiyorlar.

En yaşlısı 43 bin yıl öncesine giden donmuş mamut cesetlerinden elde edilen DNA’dan hemoglobin adlı proteini kodlayan genlerin dizilimini çıkartan ekip, bunları önce protein sentezinde kilit rol oynayan bir hücre çekirdeği asidi olan RNA’ya dönüştürmüş, daha sonra da E. coli bakterilerine aşılamış. Bakteriler de kalıtım şifrelerine eklenen bu yeni parçaya uygun olarak hemoglobin moleküllerini üretmeye başlamışlar.

Deneyi gerçekleştirenlerden Manitoba Üniversitesi (Kanada) araştırmacılarından Kevin Campbell, “Sonuçta elde ettiğimiz hemoglobin molekülleri, ‘zamanda geriye giderek’ canlı bir mamuttan alınacak kan örneklerindekinden farklı değil” diyor.

Hemoglobin kanda bulunan alyuvarlarda (kırmızı kan hücreleri) bulunan bir protein. Görevi, oksijene yapışarak onu alyuvara bağlamak, böylece kanın dokulara oksijen taşımasını sağlamak.

Araştırmacılar, elde edilen hemoglobinin dizilimini fillerinkiyle karşılaştırdıklarında dikkat çekici üç fark belirlemişler. Bunlar üzerinde yapılan deneylerde bunların mamut kanının çok düşük sıcaklıklarda bile oksijen iletimi yapabilmesini sağladığını görmüşler. Dolayısıyla mamutların dondurucu Sibirya ikliminde yaşam sürdürebilmelerini sağlayanın, vücutlarını kaplayan kalın ve uzun kıllardan çok, ”antifirizli kanları” olduğu anlaşılıyor.

Tüylü mamutlarla fillerin atalarının Afrika’da ortaya çıktıkları, ancak 1,2 ile 2 milyon yıl öncesi aralığında mamut soylarının daha yüksek enlemlere göç ettiği biliniyor.

Bilimciler mamutların atalarındaki genetik özelleşmenin, onların yeni ve soğuk ortamlara yayılabilmesini sağladığı görüşündeler.

Bazen olur Ctrl+Alt+Delete yaptığımız zaman

Yazısını görürüz.Benim de başıma geldi.İşte yok yeni metin belgesi açın şunları yazın farklı kaydedip çift tıklayın geçin bunları.Bende kayıt defteri de devre dışı bırakılmıştı.Kesin çözümü yazıyorum:

  1. Başlat–>Çalıştır Kutusuna “gpedit.msc” yazın ve “tamam deyin.
  2. Karşımıza Grup İlkesi geldi sırasıyla şu yolu izliyoruz.
  3. Yönetim Şablonları
  4. Sistem
  5. “Ctrl+Alt+Delete” Seçenekleri”
  6. “Görev Yöneticisini Devre Kaldır” üzerine iki kere tıklayıp “devre dışı” seçeneğini etkinleştirip “uygula” “tamam” diyoruz.

———————————————————————

———————————————————————

———————————————————————

———————————————————————

———————————————————————

———————————————————————

———————————————————————


———————————————————————

———————————————————————

LAVOİSİER’İN KAFASI

Posted: 01 Nisan 2010 in Uncategorized
Etiketler:
  • Kimya biliminin dehası Lavoisier’in, asıl eğitimi hukuktu ve Paris Barosu’na kayıtlı bir avukattı.
  • Bilimsel gözlem ve yorum üzerine yaptığı konuşmaları nedeniyle bütün dünyada ün kazanmıştı.
  • Kimya bilimini reddeden yobazları gösterip “Bu kelleler hiç bir şeye yaramaz” dediği için tutuklandı.
  • Aynı gün yargılanıp, giyotinle ölüme mahkum edildi.
  • Lavoisier; matematikçi Lagrange’i çağırdı ve “kafam sepete düştüğünde gözlerime bak.
  • Eğer iki kere göz kırparsam; insanın kafası kesildikten sonra bir süre daha beyin düşünmeye devam etmekte demektir”… dedi
  • Lavoisier’in kafası kesildi, sepete düştü ve gülerek iki kere göz kırptı.
  • Matematikçi Lagrange diyor ki;  Lavoisier’in son saniyedeki ispat arayışı, bilimselliğin yüzyıllar sürecek meşalesidir.
  • Ama o yobaz kafalar asırlarca karanlıkta sürünecekler, insanlığı da süründürecekler”….

‘’ Dünyanın Hiçbir Ordusunda, Yüreği Seninkinden Daha Temiz ve

Daha Sağlam Bir Askere Rast Gelinmemiştir…’’

( M. Kemal Atatürk )

Dün akşam; ( 25. Ocak. 2010 ) ülkemin TV kanallarının tümü ana haber bültenlerinde o bir çift göze kilitlenmişlerdi! Tüm kameralar o bir çift gözün sahibinin söyledikleri cümlelerin kaydına ve o şimşek gibi çakan gözler ile uyumlu beden diline ve konuşmanın yapıldığı kürsüye, adeta ‘ balyoz ‘ gibi inen yumruklara odaklanmıştı!

Evet, devletimin GenelKurmay Başkanı konuşuyordu…

Ülkemizin aylardan beri gündemini meşgul eden darbeler senaryolarının üretildiği malum odaklara yanıt veriyordu Sayın İlker Başbuğ Paşa. Hiddetli ama bir o kadar da vakurlu ve kararlılıkla…

Türk Silahlı Kuvvetlerimizin emir ve komutasını devir aldığı günden bu yana hiç bu kadar kararlı ve hiddetli olduğuna tanıklık etmemiştik sanırım…

Ancak kendilerinin de ifade ettikleri gibi özellikle son yıllarda, T.S.K’ne karşı bilinçli ve maksatlı bir asimetrik psikolojik savaş yürütülmekteydi! Ordumuza yapılan bu haksızlıklar ve suçlayıcı ifadeler artık tahammül sınırlarını aşmış ve deyim yerindeyse lanetlenecek hale gelmişti.

Zaten Komutan da onu yaptı. Bu son senaryo ile üretilen ve akla hayale gelmeyecek iddiaları ortaya koyanları lanetledi.

Komutan bir şey daha yaptı! Günümüzün Türkiye’sinde darbe iddialarını duymaktan hicap duyduğunu ifade ederek, iktidarların seçim ile göreve gelip, yine seçim ile gideceklerinin altını bir kez daha çizdi. T.S.K olarak, darbe söylemlerinden duyulan rahatsızlığı ifade ederek; devletin yönetiminde olanlara da net mesajlar verdi. Günümüzde üretilen tüm darbe senaryolarına ve bu senaryolar üzerinden nemalanan kimi çevrelere bundan daha güzel, anlamlı ve net başka bir yanıt olabilir mi?

Ama beni en çok üzen ve etkileyen husus, son darbe senaryosunun içeriğindeki; Allah’ın evine, ‘’ALLAH, ALLAH ‘’ nidaları ile savaş meydanlarını düşmanına dar edenleri, yani Mehmetçiklerimizi bu ulvi duygular ile yetiştirenlerin bombalatacağı emrini vereceklerdi ifadeleri idi!

Böyle bir hezeyan şeytanın bile aklına gelemezdi! Bunu söyleyebilmek, böyle bir hezeyanı; Ordumuzun komutanlarına yakıştırabilmek, gaflet ve delalet değil de neydi?

Komutanımızın o yüreğinden kopup gelen isyanını, gözyaşlarım içerisin de dinler ve o çakmak, çakmak olmuş gözlerini izlerken, ben de o ‘lanetliyorum’ kelimesine, tüm benliğimle katıldım…

Yiğitçe haykırışına karışan yumruk sesleri, savaş meydanlarındaki Komutan ve Mehmetçiklerinin gönül birlikteliğinin kalp seslerinin ta kendisiydi adeta…

Bir an; hayatımın 32 yılını verdiğim çocukluğumu, gençliğimi velhasıl en verimli yıllarımı çatısı altında geçirmekten gurur duyduğum silahlı kuvvetlerimizdeki onur yıllarımı anımsadım.

Genel Kurmay Başkanımızın, biz Mehmetçiklerimizi düşmana karşı hücuma; ‘’ALLAH, ALLAH ‘’ sesleri ile göndeririz. Böyle eğitiriz sözlerini dinlerken, ordu da görev yaptığım yıllarda, emir ve komutam altında ki Mehmetçiklerimizle birlikte, Türk insanının inanç ulviyetini ve iman bütünlüğünü ifade eden o kelimeleri; eğitim alanlarında, tatbikatlarda canı yürekten nasıl haykırdığımız geldi aklıma. O günlerin heyecanlı görüntüleri canlandı hafızamda…

Ve bana böyle onurlu bir vazife nasip ettiği için Allah’ıma daima şükrettiğim, 20.Temmuz.1974 Kıbrıs Muharebelerinde yaşadıklarım geldi gözlerimin önüne…

‘’ Siz hiç Kıbrıs Muharebelerinden birkaç saat önce ‘’ALLAH’INA’’ el açıp yalvaran ve bize Şehitliği nasip et diyen Mehmetçikleri ve onların Komutanlarını gör dünüz mü? Tanıdınız mı? Tanıklık ettiniz mi?

Ben gördüm, tanıdım ve tanıklık ettim…

Siz hiç o gencecik evlatların, o koç yiğitlerin er meydanında; üzerlerine yağan yağmur gibi mermilere rağmen, korkusuzca düşmanının üzerine süngü takıp gittiğini gördünüz mü? Beşparmak dağlarında gavurla
Gırtlak, Gırtlağa gelmeden önce ‘’ALLAH, ALLAH’’ diyerek dağı, taşı inlettiğini dinlediniz mi?

Ben gördüm ve dinledim…

Siz hiç Mehmetçiğin ve onun Komutanının vatan ve vazife uğruna seve, seve ölüme koşarken birbirlerinin kucağında Şahadetine tanıklık ettiniz mi? Son nefeslerinde ‘’Yüce ALLAH’IN ‘’ adını işitiniz mi?

Ben tanıklık ettim ve işittim…

Siz hiç Kıbrıs ovalarında ve dağlarında günlerce aç ve susuz kalan ama iman gücü ve ‘’ALLAH’INA’’ olan sarsılmaz inancı ile düşmanın karşısında dimdik kalabilen, gerektiğinde matarasında ki son su damlasını, ekmek torbasında ki son peksimet parçasını esir aldığı düşman askeri ile o da insandır diye paylaşan Mehmetçiği tanıdınız mı? Böyle bir askere emir ve komuta ettiğiniz için gururlandınız mı?

Ben tanıdım, emir ve komuta ettiğim için gururlandım…

Siz hiç Kıbrıs’ta esirlerin arasında bulunan hamile bir Rum annesi için su; sütü gelmediği için bebeğini emziremeyen bir Rum annesi için de süt bulun emrini veren ve hem de bunu askerlerine, ALLAH RIZASI için yapmaları gerektiğini söyleyen bir Komutan tanıdınız mı?

Ben tanıdım…’’

Ve şimdi bu satırlardan soruyorum?

Be hey kafadan bacaklı, gözlüklerinin ardına sakladığı sinsi bakışları ve beyninin içerisinde ürettiğin türlü, türlü zehri; her gün yazılara döken adam!
Sen, yukarıda anlattığım gerçekleri ama sadece gerçekleri gördün mü? Tanıklık ettin mi? Yaşadın mı?

‘’ALLAH, ALLAH’’ seslerini şanlı tarihimiz boyunca düşmanına ezberleten ve yüreklerine korku salan Mehmetçiklerimiz ve onun Komutanları, böylesine iman bütünlüğü içerisinde olan insanlarımız; ALLAHIN evini nasıl bombalatır ve bombalar? Bu nasıl bir hezeyan?

Her gün yazdığın o malum yazılarınla sen ne yapmak istiyorsun?

Sen nesin? Sen neyin nesisin? Sen kimsin?

Sesini duyar gibiyim! Bana kim olduğumu soruyorsan eğer?

Ben Mehmetçiğe, askerlik hayatım boyunca ‘’ ALLAH, ALLAH ‘’ sesleri ile savaş eğitimi veren, bu ulvi nidaları Kıbrıs Muharebelerinde onlarla birlikte haykıran. Türk Milletinin bu iman gücüne, Vatan, Vazife, Bayrak, Komutan ve Ordu sevgisine tanıklık eden ve Milletimin bu değişmez nitelikleri ile onur ve gurur duyan bir KIBRIS GAZİSİYİM…

Sen kimsin?
Beyninin her hücresinden zehirli senaryolar saçan adam?

Atilla ÇİLİNGİR
26.Ocak.2010